LİMİTED ŞİRKETLERDE MÜDÜRLERİN ŞİRKETİ ZARARA UĞRATMASINDAN KAYNAKLI HUKUKİ SORUMLULUĞU
Ağustos 14, 2024
DÖVİZ CİNSİNDEN BELİRLENEN KİRA BEDELİNİN TÜRK LİRASINA ÇEVRİLİP TAKİBE KONULMAYACAĞINA VE KİRA BEDELİNİN YENİDEN BELİRLENMESİNE İLİŞKİN YARGITAY KARARI
Eylül 9, 2024
LİMİTED ŞİRKETLERDE MÜDÜRLERİN ŞİRKETİ ZARARA UĞRATMASINDAN KAYNAKLI HUKUKİ SORUMLULUĞU
Ağustos 14, 2024
DÖVİZ CİNSİNDEN BELİRLENEN KİRA BEDELİNİN TÜRK LİRASINA ÇEVRİLİP TAKİBE KONULMAYACAĞINA VE KİRA BEDELİNİN YENİDEN BELİRLENMESİNE İLİŞKİN YARGITAY KARARI
Eylül 9, 2024

 

 

YARGITAY KARARLARI IŞIĞINDA FATURANIN İSPAT GÜCÜ

 

            6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (“TTK”) 21. maddesi uyarınca bir tacir, ticari işletmesi bağlamında bir mal satmış, üretmiş, bir iş görmüş veya bir menfaat sağlamış olan diğer tacirden, kendisine bir fatura verilmesini ve bedeli ödenmiş ise bunun da faturada gösterilmesini isteyebilmekte olup faturayı aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır.

            Ancak Yargıtay, yeknesak bir şekilde, faturanın tek başına alacağı ispatlamadığı yönünde karar vermekle birlikte, sözleşmesel ilişki olmaksızın düzenlenen belgenin, fatura olmadığını ve bu belgenin icap niteliğine haiz olduğunu kabul etmektedir[1]. Bu bağlamda Yargıtay, tacir taraflar arasında sözleşmesel ilişkinin tacir alacaklı tarafından ispatlanmasıyla birlikte, faturaya konu malın tesliminin[2] veya hizmetin görüldüğünün[3] de tacir alacaklı tarafından ispatlanmasını aramaktadır.

            Bununla birlikte Yargıtay, ticari defterine aldığı faturayı işleyen tacirin, fatura içeriğindeki miktar kadar borçlu olduğu yönünde içtihat geliştirmiştir[4].

 

KAYNAKÇA

[1] Bkz. Yargıtay 15. Hukuk Dairesi’nin 2019/3926 E., 2020/2954 K. ve 11.11.2020 tarihli kararı: “Fatura, sözleşmenin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp ifasına ilişkin olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin bulunması gerekir. 6102 sayılı TTK'nın 21. maddesinin 2 ve 3. fıkrasındaki karine aksi ispat edilebilen adi bir karinedir. 2. fıkra gereği sekiz gün içinde faturaya itiraz edilmesi durumunda fatura içeriğinin doğru olduğunu faturayı düzenleyen tacirin ispat etmesi gerekir. Taraflar arasında bu tür bir sözleşme ilişkisi yoksa düzenlenen belge gerçek anlamda fatura olarak kabul edilemez. Bu belge belki icap olarak kabul edilebilir ki, buna itiraz edilmemesi, anılan 21/2. madde hükmü anlamında sonuç doğurmaz.”, Ayrıca bkz. “Yargıtay 23. Hukuk Dairesi’nin 2015/5485 E., 2016/550 K. ve 08.02.2016 tarihli kararı: “Fatura, sözleşmenin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp ifasına ilişkin olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin bulunması gerekir. 6102 sayılı TTK'nın 21. maddesinin 2 ve 3. fıkrasındaki karine aksi ispat edilebilen adi bir karinedir. 2. fıkra gereği sekiz gün içinde faturaya itiraz edilmesi durumunda fatura içeriğinin doğru olduğunu faturayı düzenleyen tacirin ispat etmesi gerekir. Taraflar arasında bu tür bir sözleşme ilişkisi yoksa, düzenlenen belge fatura değildir. Bu belge belki icap olarak kabul edilebilir ki, buna itiraz edilmemesi, anılan 21/2. madde hükmü anlamında sonuç doğurmaz.”

[2] Bkz. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 2022/4512 E., 2024/951 K. ve 12.02.2024 tarihli kararı: “Dava 2 adet faturaya dayalı alacağın tahsiline yönelik icra takibine itirazın iptali istemine ilişkindir. Davalı yanca verilen cevap dilekçesinde taraflar arasında borç doğuracak bir işlem ya da herhangi bir sözleşmenin akdedilmediği yönünde savunmada bulunulmuş ise de 19.07.2019 tarihli bilirkişi raporunda, taraflar arasındaki ticari ilişkinin 2017 yılından beri devam ettiği yönünde tespitlerde bulunulduğu, mahkemece 31.08.2018 tarihli, 25926 seri nolu faturanın altında imzası bulunan ...'un Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) kayıtlarına göre fatura tanzim tarihinde Kayapınar Belediyesinde sigortalı olarak çalıştığı belirlenmiş ise de Ankara 57. Noterliğince düzenlenen 11.08.2017 tarihli ve 33045 yevmiye no'lu vekaletnamede şirketi vekaleten temsile yetkili kılındığı, aynı noterliğin 03.09.2018 tarih ve 32737 yevmiye numaralı azilnamesi ile ...'un vekillikten azledildiği, dolayısıyla 31.08.2018 tarihi itibari ile yetkilerinin devam ettiği anlaşıldığından, ...'un bahsi geçen faturanın düzenlendiği tarihte davalı şirketi temsilen mal teslim almaya yetkili olup olmadığının tespitine yönelik olarak, dava dilekçesinde tanık olarak gösterilen adı geçenin dava konusu alacağın dayanağı olan malzemeleri teslim alıp almadığı konusunda tanık sıfatı ile beyanının alınması, aynı şekilde bilirkişi marifeti ile ...'un belediye çalışanı olarak kaydının göründüğü mal teslimine yakın tarihlerde davalı şirketin başkaca malzemelerini teslim alıp almadığı, bu şekilde davalının, malzemelerin teslim alınmasında ve teslim edilmesinde ...'a rıza gösterip göstermediği, başka bir anlatımla adı geçenin mal teslimi konusunda yetkili olup olmadığı konusunda inceleme yapıldıktan sonra varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.” Ayrıca bkz. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin      2021/2457 E., 2022/6662 K. ve 05.10.2022 tarihli kararı: “Mahkemece yapılan yargılama, toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davacının alacağa esas 25 adet faturanın 23 adedinde davalının imzası bulunmadığı, bu faturaların davacının ticari defterlerine işlendiği, faturalardaki malın davalıya teslim edildiğine dair davalının imzası bulunmadığı, faturaların tek başına alacağı ispatlamaya yeterli olmadığı, davalının imzasını içermeyen faturaların alacağı ispatlamaya yeterli olmadığı, fatura kapsamındaki malın teslim edilip edilmediği hususunun davacı tarafından ispatla sorumlu olduğu gerekçesiyle ispatlanamayan davanın reddine, davalı fatura alacağından dolayı takip yaptığı, davalı hakkındaki takibin kötü niyetli olarak takip başlatıldığı davalı tarafından ispatlanamadığından davalı vekiline kötü niyet tazminat talebinin reddine karar verilmiş, kararı davalı vekili istinaf etmiştir. İstinaf mahkemesince, ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu, istinaf nedenlerinin yerinde olmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, kararı davalı vekili temyiz etmiştir. Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.”

[3] Bkz. Yargıtay 23. Hukuk Dairesi’nin 2017/1132 E., 2020/2306 K. ve 29.06.2020 tarihli kararı: “Mahkemece iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; davacının dosyaya ibraz ettiği 31.12.2011 tarihli, taraflarca imzalanmış danışmanlık sözleşmesini kabul etmeyen davalı tarafından açıkça imzaya itiraz edilmediğinden sözleşmenin geçerli kabul edildiği ancak davacının sözleşme 2/1. maddesi gereği ücreti hak edebilmesi için danışmanlık hizmetini yerine getirdiğine dair delil ibraz edemediği, alacağının dayanağı olan faturayı da davalının iadesi üzerine iptal ederek ticari defterlerine işlemediği gerekçesiyle ispat edilemeyen davanın reddine dair verilen karara yönelik davacı vekilinin istinaf başvurusu Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesinin 07.02.2017 tarihli ve 2017/93 E, 2017/81 K. sayılı kararı ile esastan reddolunmuştur. Bu karara karşı süresinde davacı vekilince temyiz yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz sebepleri yerinde görülmemiştir.”

[4] Bkz. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 2022/6353 E., 2024/2912 K. ve 16.04.2024 tarihli kararı: “Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, davalının 50.000,00 TL bedelli olduğunu iddia ettiği teminat senedine karşılık olarak davacı tarafından düzenlenen 59.008,50 TL bedelli faturanın davalı defterinde kayıtlı olduğu, bu fatura karşılığı mal teslimi yapılmadığına yönelik ve 50.000,00 TL lik senet karşılığı düzenlendiği iddiasının davalı tarafça yazılı ve kesin delillerle ispatlanamadığı, bilirkişi raporuna göre 21.01.2017 tarihli 19.142,69 TL bedelli ve 25.03.2017 tarihli 5.040,25 TL bedelli faturaların davalı defterinde kayıtlı olmadığı, bu faturalara ilişkin malın tesliminin davacı tarafından ispatlanması gerektiği, bu haliyle iki adet faturanın davalıya satışı yapılan mal olarak kabul edilmemesi durumunda davacı şirketin davalıdan icra takip tarihi itibariyle talep edebileceği alacağın 157.250,71 TL olarak hesaplandığı, icra takibine konu edilen alacak miktarının 135,000,00 TL olduğu, davalı tarafın icra takibinden sonra düzenlediği ve dava dilekçesinde bildirdiği bir kısım iade faturalarının davacı tarafça kabul edilmediği, davalının ayıp iddiasının süresinde ve usulüne uygun olarak yapıldığının ispatlanamadığından Mahkemece itirazın haksız olduğunun kabulü ile takibe konu asıl alacak üzerinden takibin devamına karar verilmesi ve alacağın faturaya dayalı olması, likit ve bilinebilir olması nedeniyle davacı lehine icra inkar tazminatına hükmedilmesinde yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve yasaya uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.” Ayrıca bkz. Yargıtay 19. Hukuk Dairesi’nin 2012/15313 E., 2013/1755 K. ve 30.01.2013 tarih sayılı kararı: “Dava, Microsoft firmasının ürettiği Aksapta yazılımının uyarlama ve geliştirme ve danışmanlık hizmetleri için taraflar arasında imzalanan sözleşmeden doğan takibe konu 28.07.2005 tarihli Temmuz/2005 Danışmanlık hizmet bedeli, danışmanlık hizmet bedeli farkına ilişkin faturaya dayalı alacağın tahsili için başlatılan ilamsız icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir. Davalı fatura içeriği hizmetin sözleşmeye uygun olarak tamamlanıp teslim edilmediğini ileri sürmüştür. Mahkemece alınan bilirkişi kök raporunda davalının usulüne uygun tutulan ticari defterlerinde davacıya takip miktarı olan 15.055,02 TL. borçlu gözüktüğü tespit edilmiştir. Davalının defterlerindeki kayıtlar sahibi aleyhine delil teşkil ettiği halde Mahkemece yazılı gerekçe ile davanın reddi doğru görülmemiş, bu husus bozmayı gerektirmiştir.”